English

en Español

Anasayfa
Cuma Hutbeleri
Medyadan


Salavatlar
32 Farz
54 Farz
Veda Hutbesi
In the name of Allah


OSMANLI NAKŞIBENDİ HAKKANİ YOLU

Şeyh Nazım Osmanlı Dergahı - New York





seyh nazim

Şeyh Nazım Kıbrısî diyor ki:

"Solcu Müslüman olmaz"

Necdet Şen - 23 Ocak 1989 (Cumhuriyet)


1988'de Kıbrıs'ta Nakşibendi şeyhi Nazım Kıbrısî ile yapmış olduğumuz uzun söyleşi arşivlerde unutulsun istemedim. Bana göre ilginç bir sohbet olmuştu ve bir bölümü o yıllarda çalıştığım Cumhuriyet gazetesinde ana sayfadan yayınlanmıştı.



Bir Nakşibendi şeyhi ülkemize geldi ve ayrıldı: Kıbrıs Larnaka doğumlu olan 66 yaşındaki dini lider Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısî, kimya fakültesi öğrencisiyken kardeşinin ölümü nedeniyle yitirdiği iç huzurunu kendini dine vererek bulmaya çalışmış.

Bugün Rauf Denktaş, katında oldukça itibarlı bir yere sahip olan Nazım Kıbrısî zamanın çoğunu Londra'da geçiriyor. Ayrıca Mekke'den Malezya'ya, Güney Afrika'dan Lübnan'a uzanan geniş bir çevresi ve gezi programı var. Türkiye'ye geliş nedeni de İstanbul'u ziyaret eden Malezya Panang eyaleti valisini ağırlamak.

Mavi gözlü, ak sakallı, tonton görünüşlü bir dede Şeyh Nazım Kıbrısî. Müridleriyle sık sık şakalaşıyor. Kimse ondan çekinmiyor, seviyorlar yalnızca. Elini dokundurarak hastalıkları iyileştirdiğine de inanıyorlar. Her ne kadar Nazım Hoca kabul etmek istemese de müridleri onun AIDS'i bile iyileştireceğinden emin.

Lefke'de iki evi var Şeyh Nazım'ın. Biri dünyanın dört bir yanından gelip Kıbrıs'ta toplanmış, İngiliz, Alman, İrlandalı, Lübnanlı ve Türk müridlerini ağırlamak için. Budizm'i, Baghwan'ı, Hare Krishna'yı, Hıristiyanlığı terk edip "mürşidlerinin mübarek ak sakalına tutkun" genç insanlar bir arada kaç-göç olmaksızın yaşıyorlar. Türk olanların adları Savaş, Murat, Bülent olarak kalırken, yabancılar İshak, Ebubekir, Bayezid, Cemalettin, Zehra olmuş. Şeyh ile saatler süren Türkçe söyleşimizi tek bir sözcük anlamadıkları halde huşu içinde dinlediler.

Söz dönüp dolaşıp böyle kızlı erkekli bir evde yaşarken herhangi bir kösnül zaafa kapılıp kapılmadıkları sorusuna gelince, uçkurlanndan emin olduklarını, zaaflarını bastırdıklannı söylüyorlar. Ama birazdan çantamızda gördükleri Hızlı Gazeteci'nin o günkü bölümünü izlerken, Fazilet'in etli dudaklarına takılıyor birisi. Densizlik edip az önceki sözlerini anımsattığımızda da kızarıyor.

Bir cuma namazı sonrası, Magosa'daki Lalâ Mustafa Paşa camiinde, meraklı bir mümin topluluğunun ortasında söyleştik Nazım Hoca'yla.


Ateistler: İki püf noktaları var. Bombardıman ettin mi darmadağın oluyorlar.

Darwin: O da kim? Aforozlanmış papazı mı bana söyleyeceksin? Nakıstan kâmil olur mu? Yani maymundan insan olur mu?

Tüp bebek ve kürtaj: İnsan tavşan değildir. Allah verdiyse verdi, vermediyse ne uğraşırsın?

Solcular: Solcu Müslüman yoktur. Gâvur Müslüman olmaz. Filistinliler, solcu oldukları içindir ki 40 senedir 40 adım ileri gidemediler. Hem Yahudi'ye savaş açıyorlar,hem de bir başka Yahudi'nin, Marx'ın. peşine takılıyorlar.


Buradaki yabancı uyruklu herkesin bir de Müslüman adı var galiba. Bunları kendileri mi alıyorlar?

Şeyh Nazım: Onlar Müslüman olduklarına dair din ismi istiyorlar. Kimliklerinde Hıristiyan adları var. Efendimiz de Müslüman olan, ama cahiliyyet ismi taşıyanların adlarını değiştirmiştir. Mesela, Abdülşems diye bir isim vardır ki güneşin kulu demektir. Güneşin kulu olmaz. Taş, toprak, yahut bir başka mahlukun isimlerini de...



Mesela, aslan, kaplan, öküz...

Şeyh Nazım: Aslanı, kaplanı kabul ediyor da, öküzü kabul etmiyor.



İsveç'te Björn diye bir ad vardır. Ayı anlamına gelir. Onlarda çok marifetmiş ayı ismini vermek.

Şeyh Nazım: Allah Allah!.. (Gülüşmeler)



Hocam, arkadaşlarla (müridlerle) konuşurken hep sizin diğer şeyhlere kıyasla bir farklılığınızdan söz edildi. Daha demokrat yaklaşımlı bir insandır dendi. Öyle midir?

Şeyh Nazım: Demokrat? Manası ne?



Demokrat derken, kendi terminolojimizden konuşuyorum. Yani en azından bağnaz olmadığınız... Baskı yapmak insanlara...

Şeyh Nazım: Çünkü dünyadaki fikir sistemlerinin olsun, dinlerin arasında olsun, İslâm'dan daha müsamahalı ne bir fikir sistemi, ne bir ekol, ne bir din, ne bir mezhep mevcut değildir.



Sizin düşüncenizdeki bir düzende insanlar istediklerini savunurlar mı?

Şeyh Nazım: Herkes fikrinde hürdür, kendi fikrini ileri sürebilir, lâkin kabul olunması aklıselime uygun olmasına bağlıdır.



Kimin akıl ve mantığına?

Şeyh Nazım: Bazı insanların akılları yeter derecede değildir. Nefislerinin zorlamasıyla kanaat değiştirirler. Çoklukta bile olsalar, fikirleri reddolunur.



Güç ve iktidar kimin elindeyse onun tarafından mı?

Şeyh Nazım: Kuvvet kimin elindeyse kendi arzuları doğrultusunda istediklerine hükmederler. Aklıselimin dışına çıkılırsa, bu meşru değildir. Lakin, zor oyunu bozar derler. İster kabul et, ister etme.



Seçme şansı olmadığı için.

Şeyh Nazım: Seçme şansı yok.



Bugün Türkiye'de kimi insanlar fikirlerinden dolayı suçlanıyorlar, cezalar görüyorlar. Hiç kimsenin tavuğunu çalmamış, incitmemiş...

Şeyh Nazım: İnsanların taşıdıkları fikirlerden dolayı mahkûm edilmemeleri lüzum eder. Fikirlerini kuvveden fiile çıkarmak istedikleri takdirde, o fikir umumun ve aklıselimin reddettiği bir şeyse men olunur.



Önce ılır, anlamında mı söylüyorsunuz, yoksa engellemek...

Şeyh Nazım: Şimdi benim fikrim sağdır, sizin sol. Türkiye'de zaten ortası yoktur. Kim ne söylerse söylesin, Türkiye'de efkarı umumiye, ki sizin uydurma tabirinizle kamuoyu dediğiniz, ikiye bölünmüştür. Ya sağ, ya sol. Siz hiç üç kutuplu mıknatıs gördünüz mü?



Kutuplaşma var diyorsunuz. Peki İslamcılık sağdaki bir yol mudur, yoksa bazı İslâmcıların savunduğu gibi, üçüncü bir yol mu?

Şeyh Nazım: Üçüncü yol değil. Aslında bütün dünyada, dünya ve kainat hakkında iki doktrin vardır. Biri Allah'ın varlığını kabul eden doktrin, diğeri ise ateist felsefenin materyalist görüşüdür. Sağ ve sol, bütün prensiplerini bu iki felsefenin üzerine kurmuştur. Lâ ilâhe'de kalır, illâllah demez. Sol zaten bütün dinleri reddeden bir sistemdir.



Siz bir dini lider olarak ben sağda bir insanım, diyorsunuz.

Şeyh Nazım: E, herhalde solda değiliz.



Bunu sizden duymak isterim tabii ki. Bizim bildiğimiz, bugün sağ görüş kapitalist sistemi savunan bir görüştür.

Şeyh Nazım: Sağ, kapitalist de olabilir. Sağı temsil eden unsurların arasında Müslüman var. Hıristiyan var, Yahudi var, değil mi? Allah'ı kabul eden dinlerin hepsinin salikleri sağ görüşlüdür. Lakin ekonomik sistem olarak elbette ki bu totaliter sisteme karşıdırlar.



Ama ben sağ kesimde de ateistler görüyorum.

Şeyh Nazım: Sağ değillerdir.



Bir de İslâmî sosyalizmi uyguladığını savunan yerler var. Libya'da Kaddafi gibi.

Şeyh Nazım: Yanlıştır.



Filistinliler hakkında ne diyorsunuz?

Şeyh Nazım: Yanlıştır.



Örneğin Filistin davasını Savunan ve aynı zamanda Müslüman olan El Fetih örgütü...

Şeyh Nazım: Soldadır. İslâm men eder. İslâm bir Yahudinin arkasından gitmeyi men eder. Hem Filistinli olsun, hem kendisini İslâmî bir teşkilat saysın, sonra Filistin'deki Yahudilere harp ilan etsin, sonra da Yahudi olan Marx'a tabi olsun. Bu ne perhizdir bu ne lahana turşusu? Demek ki onlar ne yaptığını bilmeyen gafil kimselerdir.



Filistin davasını desteklemez misiniz?

Şeyh Nazım: Ben Marksistlerin hiç birisini, hiç bir zaman desteklemem.



Dolayısıyla Filistinlilerin İsrail'e karşı sürdürdükleri kavgaya karşıyım diyorsunuz.

Şeyh Nazım: İsrail'e karşı Müslümanların Kuds-ül Şehr'i kurtarmaları için onlarla beraberim. Marksist düşünceye karşıyım. Onun içindir ki, Marksist oldukları içindir ki kırk senedir kırk adım ileriye gidemediler. Bütün dünyadan yardım aldıkları halde.



Bir de Lübnan örneği var. Örneğin sağcı Hıristiyanlarla, solcu Müslümanlar...

Şeyh Nazım: Solcu Müslüman yoktur. Gavur Müslüman, olmaz.



Solcuları gavur olarak mı adlandırırsınız?

Şeyh Nazım: Allah yok diyene biz gavur deriz. Halk lisanında kafirin ismidir. Müslümanın solcusu yoktur. Müslümanlar sağcıdır. Sola kaydığı anda Müslümanlıktan da çıkıyor.



Biraz önce değinip geçmiştik, örneğin sizin elinizde güç olsa...

Şeyh Nazım: Örneğin deme... Misalin...



Farzımuhal, sizin elinizde kuvvet olsa...

Şeyh Nazım: Hıh, mesela... Türkçe konuşalım.



Hangi Türkçeyi konuşalım, sizin Türkçeyi mi, bizim Türkçeyi mi?

Şeyh Nazım: Bilinen Türkçeyi. Ben bu uydurmaları hiç sevmiyorum.



Evet Öztürkçeyi pek sevmiyorsunuz galiba. O zaman Osmanlıca soralım: farzımuhal, kuvvet sizin elinizde olsa, sözünü ettiğimiz kişilere karşı ne gibi bir yaptırım, şey, müeyyide uygulardınız?

Şeyh Nazım: Kuracağımız nizamdan memnun olup bizimle beraber yaşayacaklarsa hoş geldi safa geldi. Bizim hakkımız ve hukukumuz nasıl mahfuz ise aynı hak ve hukukları mahfuz olarak bizimle yaşarlar. Değilse, tabirinizle söyleyeceğim, özlemini çektikleri hangi ülkeyse, hangi sistemse vapurları getireceğim, doldurup... Madem rahatsız oluyor...



Burası benim de vatanım derse? Barındırmaz mısınız?

Şeyh Nazım: Hoşnut kalıyorsa, kendisine dokunacak yok.



Yani benim gibi düşünmeyene bu memleketle yaşama hakkı tanımam, gider diyorsunuz.

Şeyh Nazım: Zorla kimseyi göndermek yok. Müslüman ülkelerde Hıristiyan da var, Yahudi de. Hakkı hukuku mahfuz.



Ateistler?

Şeyh Nazım: İslâm ülkesinde ona izin yok. Şeriatın hükmü odur. Ateistler akla, mantığa, ilme uymaz. Doğrultmak lazım o kişiyi. İkna yoluyla.



İkna olmak istemiyor, kafası almıyor, o zaman ne olacak?

Şeyh Nazım: O zaman geri zekâlılar kampı var, oraya götürülür. (Müridlerinden takdir dolu gülüşmeler. Birkaç tanesi yekinip, hocanın elini eteğini dizini öpüyor.)



Ya da sizinle tartışıyor. Darwin'den örnekler getiriyor.

Şeyh Nazım: Ne kadar isterse getirsin, ateistten korktuğumuz yok. Bütün ilimler onu reddeder. Aklı başında bir alim yoktur ki ateist olsun.



Tartışır mısınız meselâ bir ateistle?

Şeyh Nazım: Ateistin babası da gelsin, dedesi de gelsin.



İlme dayanarak onun fikirlerini çürütürüm dediniz. Peki o da dedi ki, benim de ilmim var. Ben de Darwin'e göre...

Şeyh Nazım: Darwin kim? Aforozlanmış papazı mı bana söyleyeceksin? Nakıstan kâmil olur mu? Yani maymundan insan olur mu?



Genetik mühendisliği diye bir şey icat etti insanlar. Tutuyor, zebrayla eşeği birleştirip...

Şeyh Nazım: Onun bir zararı yok, kendi türüne yakındır. Kanunlar, düsturlarla korunmuş mu tabiat, korunmamış mı? Ateistlerin bir iki püf noktaları var, bombardıman ettin mi darmadağın oluyorlar.



Zayıf... Aşil topukları var diyorsunuz.

Şeyh Nazım: Hah, Aşit. Heh heh heh.



Müridleriniz dediler ki, Hocaefendi'ye dünyanın çeşitli yerlerinden insanlar gelir, çeşitli rahatsızlıkları vardır, doktorlardan deva bulamamışlardır, ama hocaefendi, bir elini değdirerek onlara deva olur...

Şeyh Nazım: Batı ülkelerinde yeni bir tedavi sistemi gelişmektedir. Healing derler ona. Bu, el temasıyla yapılan tedavi şeklidir. Eskiden beri, bütün dinlerde bu tedavi şekli insanların inançlarına göre gelişmiş ve devam etmiştir. İnsanlar şimdiki tedavi usullerinden bir netice alamadıkları zaman bize gelirler. Bir karikatür görmüştüm gazetelerden birisinde. Bir psikolog hocaefendiye gitmiş, aman demiş, işler çok durgun, bana bir karınca duası yaz da işler açılsın demiş. İnsanlar her kapıdan ümidini kestikten sonra bir de okumayı tecrübe edecektir. Üfürükçülük olsun, olmasın. Üfürecek de, healing denilen tedaviyi yapacak. Daha çok ruhi bunalım geçiren kimseler geliyor. İnsanlar bunalım geçiriyor, hekim çare bulamıyor, uyuşturuculara başlıyor. Sinir sistemi tiryaki olmaya yatkındır. Sonra hasta, okumuşlara, bize geliyor. Okumuş ne yapsın, drug (ilâç-uyuşturucu) vereceği yok. Nihayet vereceğimiz bal şerbeti iç, zemzem iç, yahut, suya okuyalım, iç. Dua da yazılıp verilirse bunu kalbinin üstünde taşı.



Bu bir telkin yöntemi mi?

Şeyh Nazım: Ne yöntemi siz kabul ederseniz, zararı yoktur.



Bunun bir sınırı var mı? Herhalde kanser, okuyarak iyi edilemez. Veya AIDS.

Şeyh Nazım: İlaçla şifayı kim veriyorsa, okumayla da o verir. Şifalık Allah'tandır. İlaçtan, hekimden okumadan değil. Onun ömrü tamam olmuşsa, Lokman gelse çare bulunmaz.



Biraz önce genetik mühendisliğinden, evolüsyondan bahsettik. Şimdi de tüp bebek diye bir şey çıkarttı insanlar. Bu İslâm'a uygun mu?

Şeyh Nazım: Tüp bebek deyince, herkes tüpgazın içinde bebek arıyor. Halbuki, erkekten aldığını kadının döl yerine bırakıyor. Tüp meselesi değil. Erkeğin izzet-i şerefine dokunacak diyerekten, doğrudan doğruya teması men edip erkeğinkini alıp o kadına zerkediyor. O da saçma sapan bir... Allah vermedikten sonra ne için uğraşıp duruyor? Kimisi men etmek ister, kimisi olsun ister.



Kürtajı kastediyorsunuz her halde.

Şeyh Nazım: Kürtaj gibi daha kaç usulleri var onu men etmenin.



Bunların İslam'a uygunluk derecesi nedir?

Şeyh Nazım: Yoktur. Allah verdiyse verdi. Vermediyse ne uğraşırsın? Günahtır. İnsan tavşan değildir. Binaenaleyh, doğum kontrolü, o da ateistlerin bir dalaveresi.



Hocam, güzel sohbet oluyor da, buradaki diğer arkadaşlar..

Şeyh Nazım: Yok, burdaki arkadaşlara bakma.



Hakkınızı helâl ediyor musunuz.

Şeyh Nazım: Aman, hakkınızı helal etmezseniz Necdet Bey'in işi zor (gülüşmeler), çocuğu olmayacak (yine gülüşmeler), var mı çocuk?



Ben bekârım...

Şeyh Nazım: Dua edelim on tane çocuğu olsun (gülüşmeler).



Aman hocam, beddua edin de on tane çocuğum olsun. Müridlerinizle sohbet ederken, diğer şeyhlerin çok asık suratlı olduğunu, oysa sizin espritüel, sempatik olduğunuzu söylemişlerdi.

Şeyh Nazım: Belki o yüzü asık insanlar, cehennemde bekçilik ediyorlar. Mahkemedeki hakimler gibi her birinin yüzü beş karış aşağıda oturup duruyor. İslâm, güleryüz sadakadır der...



Bizim toplumda gülmeyi ayıplayan bir gelenek var.

Şeyh Nazım: Gülmeyi menetmek İslâm'a aykırıdır. Güleryüzlülük, cennet ehlinin sıfatıdır. Abus, ters insanlar sevimsiz, cehennemliktir.



Karikatürcüler hakkında ne düşünüyorsunuz hocam?

Şeyh Nazım: Karikatür çizebiliyor musun?



Ben karikatüristim.

Şeyh Nazım: Yok canım, Allah Allaaaah!









Sheykh Mevlana Nazim Naksibendi